Ali Kuşçu, Fatih’in İstanbul’da kalma teklifinden sonra elçilik görevini tamamlamak üzere Tebriz’e döndü. Siz bu yazıda onun Semerkant’tan İstanbul’a uzanan hayatını ve çalışmalarını öğreneceksiniz. Bu yolculuğun merkezinde Uluğ Bey’in bilim çevresi, Uzun Hasan’ın elçiliği ve Ayasofya Medresesi bulunuyor. [1][2]
XV. yüzyılda yaşayan Ali Kuşçu, astronomiyle birlikte matematik ve dil alanlarında çalıştı. Onun hayatına bakarken rasathane çalışmalarını, öğretmenliğini ve kitaplarını birlikte değerlendirmek gerekiyor. Siz okulda sayıların tanımını veya cisimlerin hacmini öğrenirken benzer konularla karşılaşıyorsunuz. Ali Kuşçu’nun Muhammediyye adlı kitabı da bu matematik konularını işliyordu. [3][4]
Ali Kuşçu kimdir, nerede doğdu?
Ali Kuşçu’nun asıl adı Alâeddin Ali, babasının adı ise Muhammed’dir. Timurlu ve Osmanlı topraklarında yaşamış astronom, matematikçi ve dil bilginidir. Semerkant’taki eğitimi ve İstanbul’daki öğretmenliği, hayatının başlıca çalışma çevrelerini oluşturur. Onu yalnız astronom olarak tanımlamak, matematik ve dil çalışmalarını dışarıda bırakır. [1][3]
Doğum yılı için sık karşılaşılan 1403 tarihi kesin kabul edilmemelidir. TDV İslâm Ansiklopedisi, doğum tarihinin kesin olarak bilinmediğini açıkça belirtir. Aynı kaynak, XV. yüzyıl başlarında Semerkant’ta doğduğunun tahmin edildiğini yazar. Dolayısıyla doğum yeri anlatılırken Semerkant, doğum zamanı anlatılırken bu belirsizlik birlikte korunmalıdır. [1]
Kuşçu lakabının kökeninde, babası Muhammed’in Uluğ Bey’in hizmetindeki görevi bulunur. Muhammed, Uluğ Bey’in doğancıbaşısı olduğu için oğlu bu lakapla tanınmıştır. Böylece bugün adının parçası olarak bildiğimiz Kuşçu, aile bağlantısını da taşır. Bu ayrıntı, Alâeddin Ali ile yaygın kullanılan adı arasındaki ilişkiyi açıklar. [1]
Ali Kuşçu’nun hayatı: Semerkant’tan Tebriz’e nasıl gitti?
Ali Kuşçu, Semerkant’ta matematik ve astronomi alanlarında dönemin bilginlerinden eğitim aldı. Hocaları arasında Uluğ Bey, Kadızâde-i Rûmî ve Gıyâseddin Cemşîd el-Kâşî bulunuyordu. Eğitim aldığı çevre, daha sonra katılacağı rasathane çalışmalarıyla da bağlantılıydı. Semerkant, onun hayatında hem öğrenim hem çalışma yeri oldu. [1]
Semerkant’taki öğreniminin ardından, bugün İran sınırlarında bulunan Kirman’a giderek çalışmalarını sürdürdü. Semerkant’a döndüğünde, Ay üzerine hazırladığı Hallü eşkâli’l-kamer adlı risaleyi Uluğ Bey’e sundu. Bu eser, astronomi çalışmalarında ele aldığı somut konulardan birini gösterir. Kirman yolculuğu da çalışma hayatının Semerkant dışındaki bölümünü oluşturur. [1][2]
Ali Kuşçu, Uluğ Bey Rasathanesi’nde yürütülen astronomi çalışmalarına da katıldı. Burada hazırlanan Zîc-i Sultânî adlı astronomi cetvellerine katkıda bulundu. Dolayısıyla Semerkant döneminde hem kendi risalesiyle hem ortak cetvel çalışmasıyla karşılaşıyoruz. Ay üzerine risalesi ile Zîc-i Sultânî, çalışmalarının farklı ürünleridir. [1][5]
Uluğ Bey’in 1449’da öldürülmesi, Semerkant’taki çalışma döneminin sona ermesinde belirleyici oldu. Ali Kuşçu daha sonra Tebriz’de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın himayesini gördü. Uzun Hasan, onu elçisi olarak Fatih Sultan Mehmed’e gönderdi. İstanbul’la kurduğu ilişki böylece başlangıçta diplomatik bir görev üzerinden gelişti. [1][2]
Ali Kuşçu İstanbul’a neden geldi, nerede ders verdi?
Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın elçisi olarak geldiğinde Fatih’ten İstanbul’da kalma teklifi aldı. Ancak elçilik görevini tamamlamak üzere önce Tebriz’e dönüp Uzun Hasan’a bilgi verdi. MacTutor biyografisi, ailesi ve öğrencileriyle kalıcı yerleşimini yaklaşık 1472’ye tarihler. Bu nedenle elçilik ziyaretiyle İstanbul’a yerleşmesini ayrı aşamalar olarak okumak gerekir. [2]
Fatih Sultan Mehmed, Ali Kuşçu’yu Ayasofya Medresesi’ne müderris olarak tayin etti. İstanbul’daki çalışmaları böylece ders verme ve öğrenci yetiştirme faaliyetlerini de kapsadı. Burada yetiştirdiği öğrenciler arasında Molla Lutfi de yer alıyordu. Semerkant’ta öğrenci ve rasathane çalışanı olarak gördüğümüz Ali Kuşçu, İstanbul’da öğretmenliğiyle karşımıza çıkar. [1]
Ali Kuşçu, 1474 yılının aralık ayında İstanbul’da hayatını kaybetti. İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin verdiği bilgiye göre Eyüp Sultan Haziresi’ne defnedildi. Siz İstanbul’da onun hayatından bir yer arıyorsanız, mezarı Eyüp Sultan Haziresi’ndedir. Ayasofya Medresesi ise biyografisinde ders verdiği yer olarak geçer. [1][6]
Ölüm günü konusunda, aynı yılı veren kaynaklar arasında farklılık bulunuyor. TDV İslâm Ansiklopedisi, Ali Kuşçu’nun ölümünü 15 Aralık 1474 olarak tarihlendirir. İstanbul Medeniyet Üniversitesi ise 7 Şaban 879’u 17 Aralık 1474 olarak belirtir. Yıl ve şehir bilgisi ortak olsa da gün bilgisi aynı değildir. [1][6]
Ali Kuşçu ne yapmıştır, eserlerinde hangi konular vardır?
Ali Kuşçu’nun astronomi eserleri arasında er-Risâletü’l-Fethiyye adlı kitabı yer alır. Bu eseri, Fatih’in 1473’te Uzun Hasan karşısında kazandığı zafer dolayısıyla padişaha ithaf etti. Fethiyye, onun İstanbul dönemi anlatısında öne çıkan astronomi metinlerinden biridir. Kitabın ithafı, bilimsel eseri dönemin hükümdarı ve belirli bir olayla ilişkilendirir. [1]
Fatih’e sunduğu er-Risâletü’l-Muhammediyye fi’l-hisâb ise matematik alanındaki eseridir. Bu kitap, Osmanlı medreselerinde orta seviyede matematik ders kitabı olarak okutuldu. Dolayısıyla Muhammediyye, yalnız yazılmış bir eser olarak değil, öğretimde kullanılan bir metin olarak da değerlendirilir. Ali Kuşçu’nun matematikçiliği, kitabın içeriğinde somut biçimde takip edilebilir. [4]
Muhammediyye’nin hesap bölümünde ondalık konumlu Hint hesabı ile astronomların altmış tabanlı hesabı işlenir. Aynı bölümde ikinci derece denklemler de ele alınan konular arasındadır. İkinci bölüm, yüzey alanları ve çeşitli cisimlerin hacimleri üzerinde durur. Küre, küre parçaları ve koni, incelenen cisimler arasında bulunur. [4]
Siz bir yüzeyin alanını hesaplarken Muhammediyye’nin ele aldığı konularla bağlantı kurabilirsiniz. Bir cismin hacmini düşünürken de kitabın geometri bölümüne yaklaşmış olursunuz. Buradaki gündelik bağ, Ali Kuşçu’nun matematik kitabındaki alan ve hacim hesaplarıdır. Astronomi cetvellerine katkısı ise matematik kitabından ayrı bir çalışma alanını gösterir. [4][5]
Ali Kuşçu neyi icat etmiştir sorusunun cevabında, belgelenen çalışmalara bakmak gerekir. Zîc-i Sultânî’ye katkısı, Fethiyye ve Muhammediyye adlı eserleri bunların başında gelir. Onun bilimsel faaliyetleri cetvel hazırlama, eser yazma ve öğretim alanlarını kapsar. Matematikte kullandığı bazı terimlerin kökeni ise ayrıca tartışılan bir konudur. [1][4][5]
Dünya’nın hareketi hakkında ne söyledi?
Ali Kuşçu, Tûsî’nin Tecrîdü’l-i‘tikād’ına yazdığı şerhte astronominin dayanaklarını tartıştı. Astronominin, Aristotelesçi doğa felsefesine bağımlı olmak zorunda olmadığını savundu. Bu görüş, gökbilimle doğa felsefesi arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıyla ilgiliydi. [7]
Ali Kuşçu’ya göre, Dünya’nın hareketsizliğini kesinleştiren geçerli gözlemsel kanıt bulunmuyordu. Ayrıca Dünya’nın dönmesi varsayımının zorunlu bir çelişki doğurmadığını da savunuyordu. Burada üzerinde durduğu mesele, hareketsizlik iddiasının hangi kanıtla kesinleştirilebileceğiydi. Bu yüzden görüşünü aktarırken gözlemsel kanıt ve dönme varsayımı ifadeleri birlikte korunmalıdır. [7]
Abdülalî el-Bircendî, XVI. yüzyıl başlarında Ali Kuşçu’nun yaklaşımına karşı çıktı. Dünya’nın hareketsizliğinin doğa felsefesi yoluyla kanıtlanabileceğini savunan bir görüş geliştirdi. Böylece tartışma, Dünya’nın hareketi kadar astronomide hangi kanıtların kullanılacağına da uzandı. Ali Kuşçu ile Bircendî arasındaki ayrılık, bu gerekçelendirme meselesini görünür kılar. [7]
Kısa kronoloji
Ali Kuşçu’nun hayatında bazı tarihler kesin, bazı tarihler ise yaklaşık verilir. Aşağıdaki kronoloji, Semerkant’taki başlangıçtan eserlerinin sonraki tercümelerine kadar başlıca durakları gösterir. Doğum zamanı ve İstanbul’a yerleşme tarihi, bu ayrım gözetilerek okunmalıdır. [1][2][4]
- XV. yüzyıl başları Semerkant’ta doğduğu tahmin edilir; yaygın 1403 tarihi kesin değildir.
- XV. yüzyılın ilk yarısı Semerkant ve Kirman’da çalışmalarını sürdürdü; Uluğ Bey Rasathanesi’nde çalıştı.
- 1449 Uluğ Bey’in öldürülmesi, Semerkant’taki çalışma döneminin sona ermesinde belirleyici oldu.
- Yaklaşık 1472 Ailesi ve öğrencileriyle İstanbul’a kalıcı olarak yerleşti.
- Şubat 1473 TDV’nin eserin mukaddimesiyle desteklediği tarihlemesine göre Muhammediyye’yi yazdı.
- 1473 Fethiyye’yi Fatih’in Uzun Hasan karşısında kazandığı zafer dolayısıyla padişaha ithaf etti.
- Aralık 1474 İstanbul’da öldü ve Eyüp Sultan Haziresi’ne defnedildi.
- 1548 Fethiyye’nin Hulâsatü’l-hey’e adlı Türkçe tercümesi hazırlandı.
- 1824 Fethiyye’nin Mir’âtü’l-âlem adlı Türkçe tercümesi hazırlandı.
- 2024 Ölümünün 550. yıl dönümü UNESCO’nun anma programına alındı.
UNESCO programındaki anma, Türkiye ve Özbekistan’ın ortak dosyasıyla kabul edildi. Böylece Ali Kuşçu’nun ölümünün 550. yıl dönümü, 2024 programında yer buldu. Bu kayıt, Semerkant ve İstanbul’la bağlantılı hayatının sonraki anılma biçimlerinden biridir. [8]
Kitaplara girmeyen ayrıntılar
MacTutor’un aktardığı tarihsel anlatıda, İstanbul’a geliş yolculuğunda bir bilimsel tartışma bulunur. Boğaz’ı geçerken su hareketlerinin nedenleri üzerine konuşulduğu anlatılır. Bu ayrıntı, Ali Kuşçu’nun yolculuğunu gündelik bir gözlem konusuyla buluşturur. Anlatının somut konusu, Boğaz’daki su hareketlerinin nedenlerini açıklama çabasıdır. [2]
Muhammediyye’de sayı tanımı, bir sayısını da kapsayacak biçimde kurulmuştur. Kitapta ayrıca müsbet ve menfi terimleri de kullanılmıştır. Ancak bu terimlerin Ali Kuşçu’nun buluşu olmasıyla Çin matematiğinden aktarılması ayrı ihtimallerdir. TDV maddesi bu ihtimalleri, kesin bir buluş atfına dönüştürmeden değerlendirir. [4]
Muhammediyye’nin yazılış zamanı konusunda da iki farklı tarihsel aktarım bulunur. Kâtib Çelebi, eserin yazılışını Ali Kuşçu’nun ilk elçilik yolculuğuyla ilişkilendirir. TDV ise Taşköprizâde’nin verdiği Şubat 1473 tarihini eserin mukaddimesiyle destekler. Bu ayrıntı, kitabın tarihini belirlerken eserin kendi girişinin de kullanıldığını gösterir. [4]
Fethiyye’nin sonraki hayatı, farklı adlarla yapılan Türkçe tercümelerinde takip edilebilir. Eser, 1548’de Hulâsatü’l-hey’e adıyla Türkçeye çevrilmiş bir metin olarak karşımıza çıkar. 1824 tarihli diğer tercümesi ise Mir’âtü’l-âlem adını taşımaktadır. Böylece aynı astronomi eserinin Türkçe tercümelerini farklı başlıklarla aramak gerekir. [1]
Sık sorulan sorular
Ali Kuşçu nerede doğdu, nerede yaşadı?
Ali Kuşçu’nun XV. yüzyıl başlarında Semerkant’ta doğduğu tahmin edilir. Semerkant, Kirman ve Tebriz’de bulunduktan sonra İstanbul’a yerleşti.
Ali Kuşçu neyi icat etmiştir?
Ali Kuşçu’nun çalışmaları astronomi cetvelleri, matematik kitapları ve kuramsal tartışmalar çevresinde şekillenir. Zîc-i Sultânî’ye katkıda bulunmuş, Fethiyye ve Muhammediyye adlı eserleri yazmıştır.
Ali Kuşçu Dünya’nın döndüğünü mü savundu?
Ali Kuşçu, Dünya’nın hareketsizliğini kesinleştiren geçerli gözlemsel kanıt bulunmadığını savundu. Dünya’nın dönmesi varsayımının zorunlu bir çelişki doğurmadığını da belirtti.
Ali Kuşçu ne zaman öldü, mezarı nerede?
Ali Kuşçu, 1474 yılının aralık ayında İstanbul’da hayatını kaybetti. Eyüp Sultan Haziresi’ne defnedildi; ölüm günü TDV’de 15, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde 17 Aralık olarak verilir.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi — Ali Kuşçu islamansiklopedisi.org.tr
- St Andrews Üniversitesi MacTutor — Ali Qushji mathshistory.st-andrews.ac.uk
- Türkçe Vikipedi — Ali Kuşçu tr.wikipedia.org
- TDV İslâm Ansiklopedisi — er-Risâletü’l-Muhammediyye islamansiklopedisi.org.tr
- İngilizce Wikipedia — Ali Qushji en.wikipedia.org
- İstanbul Medeniyet Üniversitesi — Ali Kuşçu Kabri Başında Yad Edildi bilimtarihienstitu.medeniyet.edu.tr
- F. Jamil Ragep — ʿAlī Qūshjī on the Earth’s Motion and Bīrjandī’s Critique nazariyat.org
- UNESCO Türkiye Millî Komisyonu — Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri unesco.org.tr
Görsel: Mirzo Ulughbek and Ali Kushchi in the observatory.jpg — Davide Mauro, CC BY-SA 4.0






